• Kamisama no Memo-chou



    J.C. Staff'ın kendi kendine gelin güvey olup çok tutulduğunu zannettiği Bones yapımı Gosick'in ardından aynı formatı uyguladığı bir diğer anime Kamisama no Memo-chou. Alice ismindeki NEET bir dedektifin odasından hiç çıkmadan çözdüğü gizemli olaylarda asistanı Narumi de ona yardım ediyor. Bölümlerin bazılarında ilginç ama çoğunlukla sıkıcı olaylara yer veren anime izleyicide ufacık bir merak duygusu uyandırmadığı gibi Alice'in gereksiz diyaloglarıyla ve tonlamadan yoksun felaket seslendirmesiyle bir süre sonra iyice tekdüze bir hal alıyor.


    Karakter gelişiminin J.C. Staff kalitesinden (!) bekleneceği üzere aceleye getirildiği seride Narumi'nin bir anda Alice ve çevresindekilerle kaynaşması stüdyonun alışılageldik anlatım tarzını yansıtıyor. İlk bölümden sonra her şeyin oldu bittiye getirilmesiyle saçma bir kabullenmişlik duygusuna itiliyoruz. Ne Narumi'nin neden bu insanların arasına katılmayı seçtiğini tam olarak öğreniyoruz ne de olaylar arasındaki zayıf bağlantıların bu karakterlere neler kattığını.

    Kamisama no Memo-chou birbirine geçmiş gibi gösterilmeye çalışılan ama aslında gayet kopuk birkaç gizemden ibaret. 12 bölüme asla uymayan bu hikayecilik de en büyük eksiği planlama olan J.C. Staff'ın bir diğer karakteristiği haline gelmiş durumda. Minimum 24 bölüm sürmesi gereken serinin ana hikayesi gibi seçtiği yol da kayıplarda. Narumi'nin hayat hikayesini de Alice'in dedektiflik zekasını da yarım yamalak sunan animenin yaz sezonundaki diğer çerezliklerden tek farkı arada bir değindiği günümüz toplumuna ait sorunlar. Fahişelik, mafya kapışması, uyuşturucu tüccarlığı gibi cesur konulara yalnızca "bir arkadaşa bakıp çıkacağım" düzeyinde yaklaşan animenin belli bir hedefi yok, dolayısıyla pek izlenirliği olduğunu da söylemek güç.


    0 Görüş:

    Yorum Gönder

     

    Neden?

    Küçükken gazetelerin verdiği "noktaları birleştir" oyununu çözerdik, hatırlar mısınız? Noktaları birleştirdiğimizde bir hayvanın veya nesnenin şekli ortaya çıkardı. Edebiyatta bu noktalar darmadağındır. Okur bu noktaları istediği gibi birleştirir, yeni şekiller meydana getirip istediğini elde edebilir. Buna "özgür algı" diyorum. Sinemada ise bu noktalar zaten yönetmen tarafından birleştirilip içi de boyanmış bir şekilde önünüze sunulur. Siz perdede bir insan gördüğünüzde bu insanın gerçekten var olduğunu ve oyunculuk yaptığını bilirsiniz. Dolayısıyla beyniniz anlatılan konuyu bu insanın üzerinden yorumlamaya güdülenir ve anlatılanlar hangi türde (korku/fantastik/drama/komedi vb.) olursa olsun sizin aklınız senaryo aşamasında yazılan metni (edebiyat) yönetmenin anlatımında idrak etmeye yönelir. Buna da "tarifeli algı" diyorum.

    Animasyonda ise bu noktalar birleştirilmiş olmalarına rağmen içleri bomboştur. Meydana getirilmiş şeklin neyi sembolize edeceğine karar vermek sizin seçiminizdedir. Bir insanı izlerken onun yaşayan bir varlık, oyunculuk yapan bir aktör olmadığının bilincindesinizdir. Gördüklerinizin hiçbirinin gerçek olmadığını bilir, hepsinin bir çizerin elinden ekrana yansıdığının farkında olarak izlemeye devam edersiniz. Bu anlatım tekniği de anlatılan konuyla yakınlaşmanızı kolaylaştırır. Edebiyat kadar özgür olmasa da izleyiciyi sinemadan çok daha serbest bırakmakta ve hikayeyi ön plana çıkarmayı başarmaktadır. Buna henüz bir isim bulamadım, zaten bu yüzden izliyorum.

    Followers

    Sugoi